5 Ekim 2016 Çarşamba

Bu blogu yazma nedenim malesef retina dekolmanı hakkında gerek bizlerde, gerek de bir çok göz doktorunda yeterli bilgi olmaması. Hatta internette bile bu konuda yeterli bilgiye ulaşmak zor. Ben de retina dekolmanı tecrübesini iki kere yaşamış biri olarak, aynı problemle karşılaşan insalara yardımcı olmak ve onları bir nebze olsun aydınlatmak istiyorum. Tüm hikayeyi okumak istemeyenler sadece koyu kısımları okuyarak özetini görebilirler.

1999'un sonlarında bir akşamüstü, cuma günü, arkadaşımın evinden ayrılırken çok da hoşlanmadığım köpeğinin nedense kafasını okşamak geldi içimden. Köpek de ani bir hamleyle elimi ısırdı. Ufak bir sıyrıktı sadece. Eve geldim, yemek yedim sonrasında gözümde ufak bir kırpışma hissettim. Hani bazen uykusuzken olur insanda, tamamen masum bir olaydır. Ben de erken yatmaya karar verdim. Gece tuvalete kalktığımda kırpışmaların geçmediğini ve arttığını fark ettim ve endişelenmeye başladım. Her neyse sabah kalktığımda görmemde azalma vardı. Bana kalsa pazartesiye de bekler doktora öyle giderdim ama kız arkadaşımın da ısrarıyla aile dostumuz olan göz doktorumuza gittik. Yapılan ilk muayenede bunun çok önemli bir durum olduğunu ve derhal Ege Üniversitesine gitmem gerektiğini söyledi. Hatta kız arkadaşıma "kızım bu şimdi sallar, hemen bugün gidin" dedi.

Ege Üniversitesinde o zamanlar daha tıp 5. sınıfta okuyan ve göz doktoru olmak isteyen (sonradan da çok başarılı bir göz doktoru olan) ortaokul ve lise arkadaşım Aziz Topaloğlu vardı. Beni hemen hocalarından birine muayene ettirdi. Bu esnada görüntüm tamamen sıfıra inmiş, gözüme karanlık bir perde inmişti. Çok sonradan arkadaşımın söylediğine göre hocası "Aziz ya arkadaşının başına keşke başka bir şey gelseymiş" demiş. Elbette ben bunu bilmesem de olayın ciddiyetini anlamam için uzman olmama gerek yoktu, sonuçta bir gözüm görmüyordu.

Aziz'in babası da yine çok iyi bir göz doktoru olan Engin Topaloğluydu. Ancak uzmanlığı katarakt cerrahisiydi. "Oğlum keşke elimden gelse ben yapsam, ancak bu tür bir ameliyatı çok iyi yapabilecek iki isim var Türkiyede ikisi de Murat adında, hatta biri öğrencim olur" dedi. Yine olay bittikten sonra öğrendiğime göre Engin amca Aziz'e "Levent burada İzmir'de ameliyat olursa %20 civarı şansı var, büyük ihtimalle gözünü kaybeder" demişti. Bu esnada bir de Alsancakta muayenehanesi olan yine iyi bilinen göz doktoru Serdar Özler de dayımın göz doktoruydu ve bir de ona görünmemi istedi ailem. Kısa bir muayeneden sonra o da bana Dr. Murat Karaçorlu'yu önerdi. Artık adres belli olmuştu, ancak işin bir de maddi boyutu vardı. Neyse ki, o da abimin sayesinde çözüldü.

İstanbul'a abimle gittik. Çalıştığı şirketin evinde kaldık ve hemen ertesi sabah doktorun muayenehanesine gittik. Yapılan detaylı muayenenin ardından Murat Bey fazla zaman kaybetmeye gerek olmadığını, acil kendisine gelerek en doğrusunu yaptığımızı ve başarı şansının %95 civarında olduğunu söyledi. Bu sözler beni çok rahatlattı, zaten doktorun yaklaşımı da oldukça mütevazi ve sakinleştiriciydi. Ameliyat sonrasındaki kontrolün ardından bana belki yarım saate yakın bilgi verdi. "Doktor Bey sağolun gözümü kurtardınız", dediğimde ise mütevazi bir şekilde "olur mu hiç, geldiniz beraber ameliyat kararı aldık", dedi. Neredeyse ameliyatta siz de bana eşlik ettiniz diyecekti :))) Spor yapmamda bir sakınca yoktu. 2 senedir vücut geliştirme yapıyordum ve buna devam etmemde bir sakınca yoktu. Ancak sakıncalı olan sporla topla oynanan sporlardı (basketbol, futbol, su topu, tenis, voleybol, vb.) Çünkü hem göze top gelme riski vardı, hem de örenğin voleybolda el ile sertçe vurulan top gözde bir gerilmeye neden olabiliyordu. Ayrıca belki de en önemlisi suya balıklama atlamak kesin yasaktı. Bunu duyunca çok şaşırdım. Doktorumun dediğine göre gözü 4-5 numara ve üstü miyop olan kimse suya balıklama atlamamalıydı. Çünkü miyop olan kişilerde göz zaten gergindi ve bu tarz travmalar retinayı çekip yırtabilirdi. Bunu bana bugüne kadar kendi göz doktorum da dahil hiç kimse söylememişti. Hemen geriye sardım ve olaydan bir hafta kadar önce balıklama atlamayı yeni öğrendiğimi, bir günde belki 80 kere suya atladığımı hatırladım. Buna doktorun "yırtılma hemen gerçekleşmemiş, 1-2 haftalık bir süreçte olmuş" demesiyle jeton düştü. Demek ki, köpeğin elimi ısırması sadece bir tesadüftü, asıl olay buydu. Bunu öğrendikten sonra kimle karşılaşsam "aman gözü bozuk yakınız varsa söyleyin suya balıklama dalmasın" dedim bir süre.

Ameliyatım tamamen bayıltarak genel anestezi altında özel hastanede yapıldı. Yırtık üst bölgede olduğu için gözüme silikon değil gaz konuldu. Sonrasında 15 gün yatarken sırf bir yöne doğru ve otururken de başımı sürekli aşağıya doğru tutmak zorunda kaldım.

Burada bir parantez açıp gaz ve silikon ayrımını bildiğim kadarıyla anlatmak istiyorum. Gaz, kendi kendine 5-6 haftada yok oluyor ve ikinci bir operasyona gerek kalmıyor. Komplikasyon yapmıyor veya bende yapmadı. Ancak gaz koyabilmek için yırtığın belirli bir yerde olması gerekiyor, tahminen üstte, çünkü gaz yükseliyor ve yükseldikçe dikişi yapılan yere baskı yaparak orayı tutuyor. Örneğin altta olsa yapılamıyor çünkü gaz yükseldiği için alta baskı yapamıyor ve işe yaramıyor. Bende oluşan önemli bir yan etkisi ise göz ağrıları oldu, bilemiyorum belki gazdan belki de dikişlerin bulunduğu yerden dolayı. Silikon ise bildiğim kadarıyla tüm vakalara uygulanabiliyor ancak 2. ve çok basit bir ameliyatla alınması gerekiyor. Çeşitli komplikasyonları var, özellikle 1,5 aydan fazla kalması gereken durumlarda (bu tamamen vakaya bağlı) komplikasyonlar fazlalaşabiliyor. En bariz komplikasyon silikon alındıktan yaklaşık 6 ay sonra gelişen katarakt. Bu da haliyle katarakt ameliyatını gerektiriyor. Ancak öenmli bir artısı var, bir kaç gün dışında herhangi bir pozisyonda yatmak/oturmak gerekmiyor ve dikişleri çok sağlam tutuyor.

Ameliyat sonrasındaki 15 gün çok zor geçti. Açıkçası sabretmeyi öğrendim kafamı aşağıda tutarken, tuvalette bir an önce işim bitsin çıkayım değil de vücudun doğal haliyle sakince dışkıyı atmasını beklerken (en ufak bir zorlama/ıkınma gözün içine bıçak batar gibi bir ağrıya sebep oluyordu) Göz kontrollerimi Dr. Serdar Özler yaptı. Her defasında göze damla damlatıp büyüterek, retina detaylıca kontrol edildi.

Toplamda 3000 dolar para ödedik ve özel hastanede her kuruşuna değen bir ameliyat oldu ve görme seviyem tamamen eski haline döndü. (%40)

Aradan tam 16 yıl geçmişti. Bu arada her iki gözümden de düzenli (önce 6 ayda bir sonra yılda 1) kontrollerimi ihmal etmiyordum. Göz doktorlarının bana söylediği şöyleydi: "elbette kontroller önemli, ama daha da önemlisi herhangi bir ışık çakması görmen halinde gece yarısı bile olsa bizi ara hemen lazerle müdahale edelim". Gerçekten de mantıklıydı, çünkü son kontrolden çıkarsınız, şansınıza 1 hafta veya 1 ay sonrasında (öteki kontrole daha aylar kala) retinanızda bir problem oluşabilir. Bunun olmamasının hiç bir garantisi yok. Retina yırtılması illa bir cismin göze çarpması ile oluşmuyordu sonuçta. Bir hapşırık, tuvalette bir anlık ıkınma vb. gibi basit bir nedenden ötürü de olabilecek bir şeydi. Ben de yıllar boyu kendimi elimden geldiğince hem korudum hem de Allah korusun bir ışık çakması anında derhal doktora gitmeyi aklımın bir ucuna yazdım.

Şubat 2016'da, ilk vakanın aksine birden kısa süreli bir ışık çakması gördüm. Hemen arkadaşım Aziz'i aradım. Kendisi o sırada çalıştığı bir kurumdan ayrılmış, diğerine başlamak için bekliyordu ve iki hafta tatildeydi. Beni hemen güvendiği doktor arkadaşı Dr. Onur Aydın'a yönlendirdi. Onur detaylı bir muayene yaptı, ancak retinamda bir problem yoktu. Bana "karşımda senin gibi başında retina dekolmanı geçmiş bir hasta olmasa, rahat ol evine git derim, ancak senin durumunda en doğrusu haftaya bir daha kontrol yapmaktır. Bu esnada ışık çakması falan olursa yine acilen gel" dedi. Sonuçta ışık çakması illa retina yırtılmasına işaret etmiyor, retinadaki bir harekete işaret ediyor. Kısacası sadece bir hareket olup yırtılmamıştı retinam. Ertesi gün yine bir ışık çakması ve bu kez gözün üst tarafında görme kaybı (çok ufak bir alanın tamamen siyah görünmesi) olunca önce Aziz'i aradım ve derhal soluğu Onur'un yanında aldım. Bu kez muayenede gözün alt bölgesinde yırtık, hem de doktorların tabiri ile "dev yırtık"
açıkça görülüyordu. Yırtık biraz ufak olsa lazerle ameliyatız düzeltme şansımız olacaktı, ancak yine de lazeri denemek istedi doktorlar. Bu arada her gelişmeyi Azizle paylaşıyordum.

Lazer uygulamasını Dr. Fatma Oktay yapıyordu. Beni rahatlatan ve işini titiz yapan iyi bir doktordu. Lazerle resmen yırtık daha fazla büyümesin diye bir sınır çiziyorlardı. Tıpkı orman yangınına müdahale ederken yangın büyümesin diye belirli bölgedeki ağaçların kesilmesi gibi. Lazer işlemi sözde "acısız" bir işlem, ancak ne yazık ki, uygulamada durum çok farklı. Bilemiyorum belki lazer atışlarının yapıldığı bölge ile ilgilidir. Sonuçta retinada acıyı ileten sinirler yok, bu yüzden de yırtılma anında herhangi bir acı yok. Fakat lazer atılırken sinirlerin yoğun olduğu bazı bölgelerde kötü bir ağrı/acı karışımı yaşıyorsunuz. Mecburen kafanızın sabitlenmek için bağlanması da ayrı bir sıkıntı. Açıkçası her 10 atıştan biri canımı acıtıyordu. Toplamda da muhtemelen 200 civarı atış yapıldı. Elbette bu yırtığın büyük olması yüzünden. Belki ufak bir yırtıkta 30-40 atış yapılacaktı ve ben bu kadar yakınmayacaktım. Lazer sırasında bir kere ara vermek zorunda kaldık bayılacak gibi olunca ben. Allahtan Fatma Hanım çok rahatlatıcıydı. Ertesi hafta lazerle tutuyor mu diye kontrole gittim ve yeni lazer yapıldı. Bir kere daha bu sevimsiz işlemi yaşadım ama ameliyat olmayacaksam acısına katlanılır diye düşünüyordum. Sonraki hafta ise Aziz işe başlamıştı ve onun da tavsiyesi ile vakit kaybetmeden Dr. Murat Karaçorlu'nun yolunu tuttum.

Eşimle beraber İstanbul Retina adlı merkeze girdiğimizde bekleme salonunda 40'ın üzerinde hasta vardı. İlk görüşmeyi hemen 5-10 dakika sonra Murat hocanın asistanlarından biriyle yaptık. Muayeneden sonra yaklaşık 4 saat kadar bekledik. Sonunda doktorun odasına alındık. Doktor bey her zamanki gülümsemesi ve sakin ses tonuyla "zaman ne kadar çabuk geçiyor değil mi?" dedi. Elimdeki raporları kendisine verdim ve hemen muayeneye geçti. "Buraya lazer mi denenmiş?" dedi muayene sırasında. Sonrasında da "size de teessüf ederim, ne işiniz var İzmir'de hastanelerde, neden bana gelmediniz?" dedi. "Valla hocam, aniden gelişti ben de acil olarak bir göz hastanesine gittim" dedim. Sonuçta en ufak şüphede de atlayıp İstanbul'a gidemezdim ki?! "Göreceksiniz bir sürü komplikasyon çıkacak, 3-4 ameliyat bile olmanız gerekebilir," deyince iyice korktuk. "Her neyse elimizden geleni yapacağız tabii, görüşeceğiz yarın, hemşire size bilgi verecek" dedi. Yaklaşık 2 dakika sonra muayene odasından çıktığımızda kalakalmıştık...

Hemşire bize ilk ameliyatın 24.000 TL olacağını, sonraki her ameliyatın 12.000 TL olacağını, toplamda en az 2 en çok 4 ameliyat olacağını ve hepsinin sonunda bir de katarakt ameliyatı olacağımı söylediğinde bir an düşüp bayılacağımı hissettim. Kaba bir hesapla iş 60-70 bin liralara gidiyordu. Özel sağlık sigortam 16 yıl önceki retina dekolmanı yüzünden diğer gözü kapsam dışı bıraktı ve ödeme yapmayacaktı. Zaten hemşirenin söylediğine göre yapsa bile en çok 3-5 bin TL gibi bir rakam ödeyecekti. Hastane parası 8000 TL idi ancak ameliyat parasının içindeydi. Eğer özel sigortam ödüyor olsaydı sadece hastaneyi ödeyecek üstüne 3-5 bin TL de ameliyat ödemesi yapacaktı. Yani cebimden 24 yerine muhtemelen 20 falan çıkacaktı. Sonraki yıl da primler artacaktı. Kısacası çok bir şey değişmiyordu. Bu arada muayene ücreti de 480 TL idi. Böyle bir ameliyatı 3 ile 7 bin TL arasında yapan doktorlar da vardı ve büyük ihtimalle bir sorun da çıkmazdı. Ancak sonuçta ameliyat yapılan yer gözümdü ve en ufak da olsa içimde bir şüphe kalmadan, elimden geleni yaptığımı bilerek ameliyata girmek istiyordum. Bu parayı ileride yine kazanırdım ama gözümü bir daha kazanamazdım. Bu yüzden başka bir alternatif aramadım. Gözümü bu konuda dünyadaki en iyi doktorlardan biri olan Dr. Murat Karaçorlu'nun hünerli ellerine teslim ettim. Geriye dönüp baktığımda iyi ki de yapmışım.

Akşam otelde Azizle telefonda görüştüm. Bana endişelenmeme gerek olmadığını, herşeyin yolunda gideceğini söyledi. Sonuçta bir retinacı ve riskli bir ameliyat yapıyor o yüzden hastasını en kötüsüne hazırlamak isteyebilir dedi. Yine de ben 16 yıl önceki adamı karşımda görememenin üzüntüsünü yaşıyordum. Doktorun 16 yılda başından bir çok şey geçmiş, eşinden boşanmış, kanseri yenmiş vs. bir çok zorluk atlatmış, ben de yaşadıklarımı bunlara verdim ama hiç değilse beni bir 3-5 dakika dinleyebilseydi diye düşündüm. O moralde hasta olarak oraya gitmek ve zaten hatırı sayılır bir para ödeyecekken üstüne de azar işitmek hiç iyi gelmiyor insana.

Ameliyata girerken içimde açıkçası pek bir heyecan yoktu, sonuçta bayıltılacaktım ve kalktığımda iş bitmiş olacaktı. Önemli olan sonrasıydı. Ameliyata girmeden önce doktor yanıma geldi halimi hatrımı sordu, başımı okşadı ve ardından beni ameliyathaneye aldılar. Operasyon çok başarılı geçti, uyandırılmak için bir arkadaşımızın tavsiyesi ile özel bir ilaç istedim. Ne başağrısı ne mide bulantısı yaptı. Bana kalsa hemen ayağa bile kalkacak kadar iyi hissediyordum ama elbette klasik prosedürler gereği bir süre yatmam gerekti. Hastane ve hemşireler süperdi. En ufak bir ağrı sızım olmadı. Tamamen şans ederi gözüme konan silikon sayesinde normalde 9 numara miyop olan gözüm neredeyse gözlük takıyormuşum gibi rahat ve net görüyordu! Doktorun asistanı bandajı açtığında etrafı görebilmek çok güzeldi. Silikonun kırıcılığı farklı olduğu için sanki gözümün içinde bir lens varmış gibi miyopumu düzeltiyordu. Örneğin benim gözüm 9 değil de 4 numara miyop olsa bölesine iyi göremeyecektim. Neredeyse sıfırlanmış gibiydi gözüm.

Ameliyat sonrası ilk kontrolü doktorun asistanı yaptı, sonrasında doktor kendisi baktı ve yaklaşık 10 hafta sonrasına (20 Nisana) silikonun çıkarılması ameliyatı için gün verdi. Bu sırada bolca damla kullanacak ve İzmir'deki doktorum Aziz tarafından kontrol altında tutulacaktım.

Aziz sağolsun kontrollerimi normal bir hastaya göre daha sık aralıklarla yaptı. İlk kontrolde yaşadıklarımı anlattım ve fiyatı söyledim. Arkadaşım şaştı kaldı, "açıkçası 10 bin civarında bekliyordum" dedi. Silikon çıkartma ameliyatının fiyatına (12 bin) ise iyice şaşırdı, çünkü çok basit bir operasyondu. "Abi parası helali hoş olsun, ameliyatı nasıl sen ona bak" dediğimde detaylı muayenenin ardından "zaten Murat Hocadan en ufak şüphem olmaz, tek kelimeyle mükemmel iş çıkarmış" dedi. Sonraki haftalarda kontroller yapıldıkça hocanın yaptığı işin mükemmelliği en ufak detaylarda bile kendisini gösteriyordu.

Hazır Batı Göz'e gelmişken Onur da gözüme bakmak istedi ve aynı kanıya kendisi de vardı. Yine benzer şekilde retina uzmanı Dr. Eyüp Bey de muayene etti. Kendisinin hastası olmamama rağmen, sanki ameliyatımı kendisi yapmış gibi uzun uzun bilgi verdi ve benimle çok iyi ilgilendi. Yazık ki, artık Van 100. yıl Üniversitesine geçti. Ancak oradaki hastalara şifa olacağını bilmek insanı mutlu ediyor.

Kontrollerde beni en çok üzen sol gözümün lazer nedeniyle üst kısmı görememesi olmuştu. Bu malesef kalıcı bir durumdu. Ancak iki göz açıkken kesinlikle hissedilmiyordu. Bunun yanısıra bir de göz bebeğim küçülmüyor ve büyümüyordu, belirli bir büyüklikte sabit kalmıştı. Bunun için doktorum ilaç denedi ama sonra korneaya yapıştığını (ameliyat komplikasyonu) tespit etti ve önemli bir şey olmadığını, katarakt ameliyatı yapılırken 2 sn.lik bir müdahale ile düzeltilebileceğini söyledi.

Her hafta kontrollerin ardından sıra geldi 2. ameliyata, yani silikonun alınmasına. Murat Bey muayenede kataraktın çok hızlı ilerlediğini söyledi. İçimde bir umut silikon alınırken katarakt da olurum diye düşünüyordum ancak ikisi arasına zaman koymak en doğrusuymuş meğerse. Sonunda ameliyat günü geldi. Beni aslında çok kolay bir süreç bekliyordu ama ben bu sefer bayıltılmayacağım için biraz endişeliydim. Sadece sakinleştirici (sedasyon) yapıldı. Ameliyata hazırlanırken, örtü altında rahat hava alabilmem için, burnuma oksijen veren plastik borular takıldı. Bir süre sonra tavandaki şekiller dönmeye başladı. Ben yüksek sesle "oksijen sanırım kafamı güzelleştirdi" derken, hemşire "yok damardan ilaç verdik ondandır" dedi gülerek ve uyandığımda ameliyatın son aşamalarıydı, ardından gözüm bandajlandı ve olay bitti.

İzmir'e döndüğümde bu süreçteki en korku dolu anlardan birini yaşadım. Göz tansiyonum aşırı düşmüştü (normali 14-20 aralığında iken sadece "2") Hemen damlanın yanına ağızdan ilaca başladık. Açıkçası Aziz'i, her ne kadar bana çaktırmamaya çalışsa da, ilk kez bu kadar endişeli görüyordum. Göz tansiyonunun bu kadar düşmesi gözü kaybetmeye gidebilecek bir olaydı. Retina uzmanı Eyüp Bey de sağolsun beni rahatlattı, "endişen olmasın her şey kontrolümüz altında. Bu gibi durumlar silikon alınması sonrasında olabiliyor, göz küsüyor ve göz yaşı üretmiyor ama ilaçla normale döndürürüz. İlaç işe yaramazsa da başka çarelerimiz var korkma" dedi. Açıkçası bütün süreçte en korktuğum anlardan biriydi. Göz kaybına kadar gidebilen bir süreçti. Neyse ki, ağızdan aldığım ilaç ve damlalar işe yaramıştı ve bir kaç gün içinde göz tansiyonu normale döndü. 

Haftalık düzenli kontrollerim devam etti. Zaman geçtikçe ameliyatın başarısı da ortaya çıkıyordu. Bir süre sonra katarakt beni iyice rahatsız edecek boyuta geldi. Normalde katarakt ameliyatı daha geç yapılacaktı ancak sadece beni rahatsız etse dayanılır ve beklenilirdi. Bu sefer, doktorum katarakt yüzünden retinayı iyi göremiyordu. Bir noktada artık iyice göremez hale gelince ameliyat kaçınılmaz oldu. 1 Ağustos 2016'da ameliyat günü aldım.


Gözüme retina yırtılmasından dolayı hem yakını hem uzağı görmemi sağlayacak yeni nesil merceklerden takılamıyordu. Ancak herşey yolunda giderse astigmatımı sıfırlayacak lenslerden takılabilecekti. Böylece 2,5 numara olan astigmat sıfırlanacak, 10 numara olan miyop ise 1,5-2 seviyesine düşürülecekti (yakını görmekte problem yaşamamam için sıfırlanmayacaktı)

Katarakt ameliyatı, açıkçası hasta açısından çok rahat geçen, tamamen ağrısız ve acısız bir süreç. Sadece göz damlası ile göz uyuşturuluyor ve bütün olay ancak 10 dakika sürüyor. Bir diş dolgusundan bile rahat bir süreç olduğunu kolaylıkla söyleyebilirim. Ameliyata doktorum Aziz'in ricasıyla, retina uzmanı Dr. Eyüp Bey de girdi. Herşey planlandığı gibi oldu, ameliyat esnasında göz bebeğimde büyüme/küçülmeyi engelleyen problem de ortadan kaldırıldı. Takip eden 3 haftada damlalarımı kullandım ve denize girmedim. Toplamda 3000 TL gibi bir bedelle sol gözüm için ömür boyu lensten de kurtulmuş oluyordum bu ameliyatla. Yıllar sonra sabah kalktığımda gözlük veya lens takmadan etrafı görebilmek tarifsiz bir duygu...

Tam işler yoluna girdi diye düşünürken bu sefer de görmemde %10-20 civarında bir azalma meydana geldi. Özellikle yakına bakarken problem yaşıyordum. Yapılan testlerde gözümde sarı noktaya yakın bir yerde su kisti tespit edildi. Bu, dekolman ameliyatının olası komplikasyonları arasında ve nisbeten basit bir tedavisi vardı. Suyu azaltmak için öncelikle vücuttan su atıcı Diazomid adlı basit bir hap ve Nevenac göz damlası denedik. İlk iki hafta olumlu tepki verdi göz ve ilaca devam ettik. Ancak 4. haftanın sonunda su kitlesinin hacmindeki azalma durdu ve yeniden artmaya başladı. Bu yüzden tedaviyi kesip Dr. Eyüp Beyin de tavsiyesi ile göz içi enjeksiyona karar verdik.
Açıkçası buna sevinmiştim, çünkü her ne kadar Diazomidin yanında potasyum tabletleri içsem de yan etkileri hiç hoşuma gitmiyordu ilacın. Özellikle yüzerken ellerde ve ayaklarda karıncalanma yapıyor, herhangi bir sodalı içecekte (soda, kola) ağzımın içini bir tuhaf yapıyor tadını değiştiriyordu. Neyse ki, ilacı keser kesmez bu yan etkiler ortadan kalktı. Yeniden kola ve soda içebilmek güzeldi!

Göz içi enjeksiyon, hiç adı gibi korkutucu değil. Katarakttan da basit bir süreç ve yaklaşık 1 dakika sürüyor ama mikrop kapmaması için ameliyathane ortamında yapılıyor. Sonrasında 5 gün damla kullandım, 3 gün gözüme su deydirmedim. Ertesi gün görmem düzelmeye başladı, bir hafta sonraki kontrolde kistin 420 mikrondan 280e düştüğünü gördük. Bir sonraki kontrol 2 hafta sonra.

Herşey yolunda giderse Kasım 2016'da bu sefer sağ gözdeki mercek alınacak ve yapay mercek takılacak, yani katarakt daha başa gelmeden ameliyatı yapılacak diyebiliriz. Bu sayede de, görme seviyem iyice artmış olacak.

Katarakt ameliyatlarını da oldum ve sonunda görmem rekor seviyeye ulaştı diyebilirim. Pilotlara uygulanan testlerdeki minicik harfleri bile görebiliyorum 1,5-2 numara miyop gözlüğü takınca. Bunun dışında günlük hayatta gözlük takmama gerek kalmadı. Sadece araba kullanırken ve televizyon izlerken gözlük takıyorum ve deyim yerindeyse "HD" kalitesine çıkıyor görüşüm.

3 yorum:

  1. Çok geçmiş olsun iyi ki uzun yazmışsınız her satırını dikkatli bir şekilde okudum tip 1 diyabetli kızımın retinasın da da problemler oluşmaya başladı Adana’da ki Dr lar ameliyat önerdiler murat. Eyin adını bir tesadüfle duyduk yazınızı okuyunca içimize daha çok sindi Allahın izni ile kızım da şifa bulur inşaallah

    YanıtlaSil
  2. Çok geçmiş olsun iyi ki uzun yazmışsınız her satırını dikkatli bir şekilde okudum tip 1 diyabetli kızımın retinasın da da problemler oluşmaya başladı Adana’da ki Dr lar ameliyat önerdiler murat. Eyin adını bir tesadüfle duyduk yazınızı okuyunca içimize daha çok sindi Allahın izni ile kızım da şifa bulur inşaallah

    YanıtlaSil
  3. Çok teşekkür ederim. Bu blogu yazma amacım benim gibi insanlara yardımcı olabilmek. Bir nebze yardımım dokunduysa ne mutlu bana. Kızınıza çok geçmiş olsun. Murat Bey doğru adres, eminim en iyi sonucu elde edeceksiniz.

    YanıtlaSil